Zeynel Emre: Emekli Aylığı Oylaması, Cumhur İttifakı Bileşenleri İçin En Büyük Samimiyet Testi Olacak

19.01.2026

CHP Sözcüsü Zeynel Emre açıklamaları,TBMM emekli aylığı oylaması,Cumhur İttifakı samimiyet testi,emekli zammı kanun teklifi,Meclis'te emekli nöbeti,yargıda çürüme ve liyakat sorunu,kili hukuk sistemi eleştirisi,karne günü yoksulluk tablosu,okulda açlık krizi,beslenme çantası sorunu,çocukların gıdaya erişim hakkı,temiz dil tartışması,siyasette hakaret dili,halkın gerçek gündemi,İstanbul Büyükşehir Belediyesi yargı operasyonu,Ekrem İmamoğlu’na destek,İBB metro ve kreş yatırımları,Halk Süt ve sosyal yardımlar,İstanbul seçimini yenileme çağrısı,1,5 milyon oy avans teklifi,şişirilmiş üye sayısı iddiaları,AK Parti billboard kampanyas,TMSF şirketleri üzerinden algı operasyonu,açık hava reklamlarında kara propaganda,milyarderlerin vergi borcunun silinmesi,4 şanslı şirket ve kamu ihaleleri,az kazanandan çok vergi düzeni,24,5 milyon icra dosyası rekoru,genç işsizlik ve OECD verileri,kadına yönelik şiddetle çok yönlü mücadele,İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönüş,mor ekonomik dönüşüm modeli,kadın yoksulluğu ile mücadele,Suriye’de diplomasi ve diyalog çağrısı,İran ve Irak sınır güvenliği

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, bu hafta TBMM Genel Kurulu’na gelecek en düşük emekli aylığının 20 bin liraya çıkarılmasına ilişkin düzenleme hakkında, “Bu hafta biz tam kadro ilgili oylamada bulunacağız. Buyurun, gelin. Emekliyi hiç olmazsa açlık sınırının altında bir rakamda yaşamaya mahkum etmeyelim. Bu da bu konuda konuşan başta Cumhur İttifakı bileşenleri, MHP olmak üzere bu haftaki göreceğimiz için en büyük samimiyet testi olacak” dedi.

CHP MYK, parti genel merkezinde CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında toplandı. CHP Sözcüsü Zeynel Emre, toplantı devam ederken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:


HRANT DİNK’İ SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ

Değerli arkadaşlar, bugün tabii 19 yıl önce hayatını kaybeden Hrant Dink’in ölüm yıldönümü. Tabii vicdan sahibi her yurttaşımızın yüreğinde bir sızı olmuştu o gün. Ve bu ülkede barışın dilini, kardeşliği, bir arada huzurlu yaşamanın yılmaz savunucusu Hrant Dink alçakça bir pusuyla hayattan koparıldı. O gün Şişli’de kaldırım taşına düşen sadece bir beden değil Türkiye’nin vicdanıydı. Kıymetli eşi Rakel Dink’in o günkü feryadı o tarihi tespiti hatırlatmakta bizim boynumuzun borcudur. Ne demişti? ‘Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz’ demişti Rakel Hanım. Evet, o günden sonra çok sayıda soruşturma açıldı, tutuklamalar oldu, bazı hükümler verildi, yeniden yargılamalar oldu. Ama o iklim, o karanlık aydınlandı mı dersek tam olarak aydınlanmadı. O tetiği çektiren odaklar, arkasındaki güçlerin kimler olduğu tam olarak ortaya çıkartılmadı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak adaletin tecelli ettiği, bu topraklarda güvercinlerin tedirgin olmadığı, kardeşliğin ve barışın hakim olduğu bir Türkiye için mücadele etmeye devam edeceğiz. Hrant Dink’i saygıyla ve özlemle andığımızı ifade edelim.

KARNE GÜNÜ DE TIPKI BAYRAMLARIMIZ GİBİ BURUK GEÇİYOR

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz milyonlarca evladımız karne aldı geçtiğimiz hafta sonu itibariyle ve 15 tatil içerisindeler. Ve tabii öncelikle öğrencilerimizi, onları okutan öğretmenlerimizi, emekçi öğretmenlerimizi, aileleri buradan sevgiyle selamlıyorum. Çocuklarımıza iyi tatiller diliyorum. Gözlerinden öpüyorum. Tabii ne yazık ki bu karne günü de tıpkı bayramlarımız gibi buruk geçiyor. Çünkü eskiden karne günü demek bisiklet hayali kurmak, sinemaya gitmek, ailece bir yemek yemek. Karne günü çocukların zihninde böyle bir gündü. Bir babanın çocuğa karşı mahcup olduğu, annenin beslenme çantasına gıda koyamadığı sefalet düzeni içerisinde çocuklarımız, gençlerimiz hayallerinden uzak bir şekilde okuyorlar. Gerçekten okulu aç giden ki bunu defaatle dile getirdik. En az bir kere çocuklarımıza düzgün bir gıdaya erişimi, düzgün bir öğün yemesini sağlamamız lazım. Kırtasiye masrafı yüzünden boynu bükük kalan çocuklarımızın vebalini kimse taşıyamaz. Dolayısıyla biz önümüzdeki dönem çocuklarımızın daha sağlıklı koşullarda, daha iyi beslenerek daha huzurlu bir ortamda yeni yıla başlamasını temenni ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği, eğitimin ayrıcalıklı bir hak değil, herkes için hak olduğu, çocuğumuzun karnesinin karşısında da hediyenin yoksulluk olmadığı bir Türkiye'yi mutlaka inşa edeceğiz.

SAYIN ERDOĞAN'IN GENEL BAŞKANIMIZI TEMİZ BİR DİLE DAVET ETMESİ İRONİK BİR DURUM

Değerli arkadaşlarımız, geçtiğimiz günlerde Sayın Erdoğan Genel Başkanımıza hitaben dedi ki… Tabii Genel Başkanımızın her fırsatta milletimizin derdiyle dertlenmesi, milletin sorunlarını dile getirmesi karşısında halkın gerçeklerini yüze vurmasından rahatsız olmuş, çokça konuşmasını dile getirdi. Kıymetli arkadaşlar, Sayın Erdoğan tabii bunu bilmiyor, duymuyor, görmüyor belki. Çünkü sarayın sağır duvarları arkasında, kapalı salonlarda konuşup o konuşmaları 20 kanalda zorla yayınlatıp ayrılıyor. Halbuki bizler sokakta, pazarda, fabrikada milletimizin feryadını duyuyoruz. Sokağa çıktığımızda o milletin feryadını gördüğünüzde vicdanı olan tüm siyasetçiler milletin derdiyle dertlenir. Genel Başkanımız da burada büyük bir gayretle, haftanın neredeyse her günü büyük bir özveriyle çalışarak toplumun her kesimiyle, seçmenlerle kucaklaşacak bir dil inşa etme amacında ve Türkiye'yi gelecek iktidara nasıl hazırlarız heyecanı içerisinde. Ve burada ne yazık ki Genel Başkanımıza hitaben temiz bir dil kullanmadığı yönünde de bir eleştiri getirmiş. Şimdi açıkçası bunu Sayın Erdoğan söyleyince insan kulaklarına inanamıyor. Çünkü herhalde bizim siyasi tarihimizde yoktur ama dünya siyasi tarihinde kendi vatandaşıyla bu kadar kavga eden, bu kadar hakaret eden, kendi vatandaşınıza çok affedersiniz burada bazı kelimeleri söylemem lazım dert anlatmak açısından. Sürtük diyen, çürük diyen, iftira atan. Öyle değil mi? Gezi’deki o genç kardeşlerimize, benim başörtülü bacıma saldırdılar deyip iftira atmıştı. Cibilliyetsiz diyen, kendi hakkını arayan öğrencilere terörist diyen, kendisine ulaşıp da dert anlatmaya çalışan öğretmenlere yalancı diyen, burada dilimiz artık söylemek istemeyeceğimiz kadar hakaretle, hakaretamiz sözlerle konuşan Sayın Erdoğan'ın Genel Başkanımızı temiz bir dile davet etmesi kadar da ironik bir durum yok açıkçası.

HALKI İKNA SORUNU YAŞAYAN İKTİDAR, BİLLBOARDLAR ÜZERİNDEN BİR ALGI KAMPANYASINA GİRİŞTİ

Değerli arkadaşlar, tabii önemli bir konu daha var. Bir önceki basın toplantımızda demiştik ki Ankara'nın billboardlarında bir kampanyadır tutturmuş gidiyorlar. Şu kadar üyemiz var, bu kadar üyemiz var. Şişirilmiş rakamlar. İller bazında baktığınız zaman aldıkları oylarla örtüşmeyecek, siyaset bilimi açısından şüpheli görülecek. Birçok vatandaşımızın bizlere başvurusu, farklı mecralara başvurusuyla haberi olmadan dahi üye yapıldı ve bununda reklamının yapıldığı billboardla bir reklam kampanyası görmüştük. Şimdi bunun daha ayıbını İstanbul'da görüyoruz. Çünkü biliyorsunuz İstanbul'da İstanbul Büyükşehir Belediyemize bir soruşturma ve o soruşturmadan kaynaklı aslında hukuk devletinde yeri olmayan şekilde masumiyet karinesine aykırı, mülkiyet hakkına aykırı, henüz daha soruşturmalar devam ederken, yargılama olmamışken, kesinleşmiş bir mahkûmiyet yokken insanların mal varlığına, şirketlere el konuldu ve çok sayıda şirket TMSF'ye devredildi. Ve bu şirketlerin içerisinde önemli sayıda Türkiye açık hava reklamlarına baktığımız zaman yüzde 90 - 95'ini kontrol altında tutan şirketlere de el koyduğu görüldü ve oralardan da bir reklam kampanyası. Nedir o? Cumhuriyet Halk Partisi'ni kötüleyen, Cumhuriyet Halk Partisi'ni karalayan. Yani hani diyorlardı ya sokağa çıkacak yüzünüz kalmayacak. İşte birbirinizin yüzüne bakamayacaksınız, derdinizi anlatamayacaksınız. Biz her gün sokaktayız, çarşıdayız, pazardayız ve bu soruşturmalardan kaynaklı halkı ikna sorunu yaşayan iktidarın bu sefer de bu billboardlar üzerinden bir algı kampanyasına giriştiğini görüyoruz. Ne dedi orada Sayın Genel Başkanımız bunu görünce? Madem siz bu kadar haklılığınıza inanıyorsunuz, bu iddialarınızın arkasındasınız, gelin İstanbul seçimini el birliğiyle yenileyelim ve size de 1,5 milyon oy avans verelim. Hadi buyurun seçimi yapalım. Halkın hakemliğine gidelim. Orada görelim bakalım. Yani İstanbul'un gönlünden geçen ne? İstanbul'un gönlünden geçen gerçeği değiştiremezsiniz. Çünkü İstanbul'u kimin metro yaptığını, kimin metro yapılmasın diye imza atmadığını, kimin kreş açtığını, kimin kreş açmanın önüne geçecek düzenlemeler yaptığını, kimin halk süt dağıttığını ve bütün bu hizmetlerin önüne geçmeye çalışan iktidarında en sonda bir yargısal operasyonla İstanbul iradesini tanımadığını, Büyükşehir Belediye Başkanımızı, Sayın İmamoğlu'nu ve çok sayıda bürokratı, Belediye Başkanı arkadaşımızı haksız hukuksuz bir şekilde cezaevine gönderdiğini biliyor. Biz vatandaşımızın hayatını çileye çeviren, mutfakta yangın, sokakta güvenlik krizi yaratan sorunları konuşmaya, bunları gündeme getirmeye devam edeceğiz ve ülkemizin en yakıcı problemleri için en gerçekçi çözüm önerilerimizle halkımızın karşısında olacağız.

EMEKLİLERİMİZİN HAKLI TALEBİNİN YANINDAYIZ, NE KADAR SÜRERSE SÜRSÜN CHP OLARAK ÇABAMIZ DEVAM EDECEK

Burada değerli arkadaşlar, biz biliyorsunuz Meclis’te 10 günü aşan bir süredir milletvekili arkadaşlarımızla birlikte meclisi terk etmiyoruz. Emeklilerimizle bir dayanışma eylemi gerçekleştiriyoruz ve bununla ilgili çok pozitif geri dönüşlerde alıyoruz. Çünkü biliyorsunuz ilk başta sanki emekliye çok büyük bir mükafatmış gibi 16 bin 881 TL olan en düşük emekli maaşını 18 bin 839 TL olarak açıklanmıştı. Tabii burada en başta bizlerin ve toplumsal muhalefetin bu kadar vicdansızlık olmaz. Emekli açlık sınırın 30 bin lira olduğu bir ülkede böyle nasıl geçinecek, nasıl barınacak, nasıl ısınacak dedik ve onlarla dayanışma mitingleri, eylemleri düzenlemeye başladık. Çok büyük mükafatmış gibi bu sefer bunu 20 bin lira olarak açıkladılar. Biraz daha yükselttiler. Şimdi tabii günlük ne yapar değerli arkadaşlar? 667 TL yapar. 667 TL ile bu ülkede bir yurttaşın, bir emeklinin geçinebilmesine imkân yok. Hayatta kalabilmesine imkân yok. TÜİK'in artık hani güvenirliliği tartışmalı olan kalmamış verilerinde dahi yıllık enflasyon 30'un üzerinde ve Ocak ayında kirasına zam yapılacak bir emekli bu oranlarla karşılaşacak. Hal böyle olunca barınma problemi ortaya çıkıyor ve ne acıdır ki, ne acıdır ki kirasını ödeyemediği için evinden çıkartılan ve sokakta yaşamaya başlayan 66 yaşındaki emekçimiz Cemal Ertürk'ün soğuktan korunmak için girdiği otomobilde yangın çıkması sonrası hayatını kaybettiği gibi çok dramatik sahnelerle karşı karşıya kalıyoruz. O nedenle madem bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisi hariç, Milliyetçi Hareket Partisi dahil, meclise gurubu bulunan tüm siyasi partiler bu konuda büyük duyarlılık gösteriyorsa o zaman mecliste emekliler için ortaklaşalım. Bu hafta biz tam kadro ilgili oylamada bulunacağız. Buyurun gelin emekliyi hiç olmazsa yoksulluk sınırı açlık sınırının altında… Yoksulluk sınırı çok uzağında elbette ama açlık sınırının altında bir rakamda burada yaşamaya mahkûm etmeyelim. Gerekli düzenlemeyi yapalım. Hep birlikte bunu yapalım değerli arkadaşlar. Bu da bu konuda dile getiren, konuşan başta Cumhur İttifakı bileşenleri, Milliyetçi Hareket Partisi olmak üzere bu haftaki göreceğimiz şey en büyük samimiyet testi olacak.

Değerli arkadaşlar, burada tabii bir sosyal mühendislik uygulandığını da görüyoruz. Çünkü bu ülkedeki 2019 yılında sadece 1 milyon yurttaşımız en düşük emekli aylığı alırken bugün itibariyle yaklaşık 5 milyona geldi. Tam rakam 4 milyon 917 bin kişi. Şimdi bu ne demek? Emeklilerimiz yoksullukla eşitleniyor. Yani zamanla herkes en dipteki maaşa mahkûm olacak bir politika güdülüyor. Bunu kimse EYT ile açıklamaya kalkmasın. Çünkü burada esnek çalışma sömürüsünün, kayıt dışılığın, sendikalaşmanın önüne geçilmesinin bir sonucunu yaşıyoruz hep birlikte. Aslında 2019'da en düşük emekli aylığı artış oranında bir artış olsaydı o gün 2 bin lira alan emekli bugün 40 bin, 5 bin lira alan ise 100 bin lira alacaktı. Halbuki bugün o rakamların çok ötesinde bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, biz kimseden lütuf falan beklemiyoruz. Yıllarca çalışmış, didinmiş, alın teri dökmüş bu ülkenin kıymetli yurttaşlarının insanca bir ortamda yaşaması için çaba sarf ediyoruz. Bu bir haktır. Emeklilerimizin bu haklı talebinin yanındayız ve bu konuda düzenleme oluncaya kadar ne kadar sürerse sürsün çabamız devam edecek Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Ve kaynak problemine gelince, kaynak söylemine gelince. Bakın bizde bir vergi politikası uygulanıyor. Yani az kazanandan çok, çok kazanandan az alındığı bir vergi düzeni var. Maliye Bakanının uyguladığı bu düzen baktığınız zaman yeri geliyor moto kuryenin bahşişine göz dikiyor ama milyarderlerin borcunun sürekli meclis eliyle çeşitli uzlaşma komisyonları adı altında silindiğini görüyoruz. Burada asgari ücretli kaybediyor, öğrenci kaybediyor. Ekonominin direği orta sınıf kaybediyor, eriyor ama Türkiye'deki fark, makas açılıyor. Yani en zengin yüzde 5'lik kesimin zenginleşmesi artıyor ve aradaki makasın sürekli açıldığına şahit oluyoruz. Gelirin ve servetin adaletsiz paylaşımı gitgide derinleşiyor.

KAYNAK SORUNUMUZ YOK, KAYNAKLARIN YÖNETİMİ PROBLEMİ VAR

Şimdi değerli arkadaşlar, bizim milletvekili arkadaşlarımız alanında uzman olanlar bu konuda ciddi çalışmalar içerisinde. Mesela buradan söyleyelim. Karabük Milletvekilimiz Sayın Cevret Akay, Gelir İdaresi Başkanlığı verileri ve şirket bilançolarını tek inceleyerek bir sonuca vardı ve bir tablo oluşturdu. O tabloya baktığınız zaman aslında 2013-2024 yani son 10 yıllık dönem içerisinde bir defa vergi uzlaşma komisyonu adı altında milyarlarca TL'lik verginin affedildiğini görüyoruz. İkincisi; buradan daha büyük bir şey şunu gösteriyor. Vergi harcaması denilen o kara delikte saklı aslında. Yani bütçeye baktığımız zaman 2026 yılında bu yolla vazgeçilmesi öngörülen tutar 3 trilyon 597 milyar TL. Buna ilave özellikle kamu özel işbirliği ve o meşhur yap-işlet-devlet modeliyle hazineyi sömüren yaklaşık sayıları 44'ü bulan o şanslı şirketlerin ödedikleri vergilere baktığımız zaman mesela 2025'te 701 milyar, 2026'da 768 milyar olarak açıklanıyor. Ama bu iktidar döneminde 13 ayrı vergi affı çıkartarak o şirketlerden çoğunlukla bu parayı tahsil etmedi. Gece yarısı kararnameleriyle bu paralar tahsil edilmedi.

Değerli arkadaşlar, onun için diyoruz bizim ülke olarak kaynak sorunumuz yok. Kaynakların yönetimi problemi var. Ve burada yine Maliye Bakanı geçen gün bir açıklama yapıyor evlere şenlik. Diyor ki Türkiye'nin toplam borcunun milli gelire oranı yüzde 94. Bize benzer ülkelerde bu oran yüzde 36 da yüzde bilmem kaç. Yani şimdi eğer bir karşılaştırma yapacaksak arkadaşlar biz dünyada enflasyonun en önde olduğu 10 ülke içerisindeyiz ve bizimle altlı üstü olan ülkeler Burundi, Zimbabwe, Venezuela gibi ülkeler. Yine genç işsizlikte baktığımız zaman OECD ülkelerinin en dibinde yer alıyoruz. Asgari ücretteki alım gücüne baktığımızda Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde en dipte yer alıyoruz. Bu iktidarın birincilikleri baktığımız zaman hep olumsuz rakamlarda çıkıyor. Vatandaşın kredi kartı borcu patlamış durumda. Bakın sadece 2025 yılının ilk 11 ayında 1 milyon 946 bin kişi kredi kartı borcunu ödeyemediği için takibe düşmüş durumda. Burada da yüzde 20'lik bir artış var. Ve toplam rakama baktığımız zaman icra dosya sayısı 24,5 milyon oldu. Türkiye tarihinin rekoru. Peki bankalar? Bankalarda risk altında. Çünkü 2025'te bireysel kredi ve kredi kartlarında tasfiye olacak alacaklar yüzde 137 artmış durumda. 247 milyara çıkmış durumda. Tabii insanlar keyfinden harcamıyor. Eczaneye gidiyor, kredi kartı. Vatandaş pazara gidiyor, kredi kartı harcıyor. Çocuğuna süt alıyor, kartla çekiyor. Tabii bakkala gidiyor, kartla çekiyor. Ay sonu geldiğinde onu ödeyemiyor. İşte hani Türkiye yüzyılı diyorlardı ya onlar masal arkadaşlar. Türkiye'nin gerçeği bu. Bu rakamlar.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET, KÖTÜ MUAMELE, İSTİSMAR…

Burada bir konunun daha altını çizmek istiyorum değerli arkadaşlar. Şimdi biz ülkemizdeki ekonomi kaynaklı birçok problemi hep dile getiriyoruz. Bunun yaşadığı içeride ayrımcılık, işte karşılaştığımız ikili hukuk sistemi, bunun sonuçları, ülkeye verdiği zararlar. Geçtiğimiz günlerde de hakikaten çok tabii üzücü bir tabloyla bir kez daha karşı karşıya kaldık. Biz dedik ki bu iktidar dönemindeki ülkede kadına yönelik şiddetin, kötü muamelenin, istismarın hani rekor rakamlar kırması, geçmişle kıyasladığımızda çok çok yüksek rakamlar çıkması, buna ilişkin çok yönlü politikanın benimsenmesi gerektiği, kendi önerilerimiz de var bu konuda. Dedik ki burada yapılması gereken çok boyutlu politikalar var kadına yönelik şiddeti önleme konusunda. Ama her geçen gün bu rakamlarda kötüye gidildiği gibi çok çarpıcı olayları da hakikaten biz yaşayaduruyoruz. Mesela geçtiğimiz günlerde hakikaten ibretlik ve üzücü bir tablo olduğunun altını çizelim. Bir adliye içerisinde saldırıya uğrayan bir hâkim var. Saldırıyı gerçekleştiren kim dediğimizde saldırıyı gerçekleştiren bir cumhuriyet savcısı. Ve o Cumhuriyet savcısı gidip hâkimi vuruyor. Saldırıyı önleyen kim dediğimizde de bir mahkûm. Hakikaten o kadar ibretlik ki yani bir ülkede kadın tehdit ediliyorsa gideceği, başvuracağı kim dediğimizde savcıdır. Ama savcı bizatihi gidip bir kadını adliye içerisinde vurabiliyor. Ve o savcı da açıkçası şunun da tabii altını çizmek lazım. Bu ülkedeki pırıl pırıl çocuklar giriyor yazılı sınavlara çok yüksek puanlar alıyor. Mesela bir tanesinde ismini verelim. 9 Ocak'ta İstanbul Barosu avukatlarından Mert Akdoğan hakimlik sınavında 115. olmasına rağmen sözlü mülakatta elendiği için canına kıyabiliyor. Ama kimin referansıyla alındığını bilmediğimiz ki buradan çağrı yapalım iktidar temsilcilerine buyurun söylesinler. Bu kimin yeğeni? Bunun arkasında kim var? Bunun halası, dayısı kim? Sizin döneminizde alındı bu savcı. Alınma tarihi 2017 görünüyor. Dolayısıyla bu hangi testlerden geçti? Hangi mülakat kurulu bunu savcılık yapmaya, yargı mensubu olmaya ehil buldu ve diğer çocukları pırıl pırıl çocukları bulmadı ve bu adliye içerisinde bir suç işleyecek duruma gelebiliyor. Şimdi bu bir çürümenin işareti değerli arkadaşlar. Bakın bununla birlikte iki olay var. Birlikte değerlendirmek lazım. Adana'da 3. Ağır Ceza Mahkemesi eski narkotik polisi ve eski terör savcısı yargılandığı uyuşturucu davasından geçen hafta karar çıkıyor. Birisi 26 yıl, biri 31 yıl 6 ay alıyor savcı ve savcının cezası 8 yıla düşürülüyor yardım ettiği gerekçesiyle. Oradan da iyi halden 6 yıla düşürülüyor. Düşünebiliyor musunuz? Yani bizatihi bulunduğu meslekler itibariyle adı geçen suçları önlemekle sorumlu kimseler bizatihi o suçların faili olabiliyor. Peki değerli arkadaşlar, çeyrek yüzyıllık bu iktidarın hiç mi günahı yok? Hiç mi kusuru yok? Hiç mi bu sistemin eksiği gediği yok? Bu insanları, bu kriminal kişileri bu görevlere getiren bizatihi bu iktidar. Ve biz dedik ki kadına yönelik şiddet politik, buna yönelik çok yönlü politika geliştirmemiz lazım. Kendi yenilediğimiz parti programımızda da dile getirdik. Dedik ki birincisi İstanbul sözleşmesi buradan tek taraflı çıkarken biz kadın hakları konusunda daha dikkatli olacağız, daha iyi düzenlemeler yapacağız dediniz ama suç oranları ve işlenen rakamlara baktığımız zaman artıyor. Bir defa İstanbul sözleşmesine ve benzeri sözleşmelere muhakkak geri dönmek lazım. İkincisi, burada bilinçli bir mücadele için veri önemli, strateji önemli. Dolayısıyla düzgün verilerle uygun stratejiler hazırlayarak kadın sivil toplum örgütleri ile işbirlikleri gerçekleştirmek lazım. Dil ve eğitim üçüncüsü. Yani söz konusu kadın olunca kullanılan dil ve gerek eğitimde gerekse medyada dijital platformda buralara ilişkin kadına yönelik ayrımcı dille mücadele edilmesi, kadının her alanda bulunması. Mor ekonomik dönüşüm dedik. Yani iş yaşam dengesini sağlayacak, dengeleyecek bir politika gütmemiz lazım. Yoksullukla mücadele, kadın yoksulluğunu yok saymayacak bir mücadele. Dolayısıyla birçok alanda bu işin önüne geçmek mümkün. Yeter ki buna uygun bir irade ortaya konulsun.

SURİYE'NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ, SURİYE'DEKİ BARIŞ VE HUZUR ORTAMI BİZİM İÇİN ÖNEMLİ

Şimdi değerli arkadaşlar, bir başka önemli konu daha bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızda da etraflıca tartıştık, konuştuk. Biliyorsunuz biz 14 yıldır Suriye'nin sınır komşusu olarak Suriye'de gerçekleşen iç savaş ve iç savaş kaynaklı ölümler, yaralanmalar, sakat kalma, göçler ve bunlardan kaynaklı en fazla zarar gören ülkelerin başındayız maddi manevi olarak. Bir defa milyonlarca mülteciyi ülkemizde misafir ettik. Bunun sosyoekonomik sonuçları var. İlerisi için problemleri var. Ancak bizim Suriye ile güçlü akrabalıklarımız var. Çünkü Suriye'deki yaşayan farklı kimlik ve inançtaki insanların akrabaları burada yaşıyor. Oradaki Kürtler de, Türkmenler de, oradaki Aleviler de, Sünniler de, Araplar da burada aile bağları var. Dolayısıyla hep şunu ifade ettik. Suriye'nin toprak bütünlüğü, Suriye'deki barış ve huzur ortamı, oradaki yeni dönem sonrasında kurulacak anayasa yapım süreci, anayasal süreç ve gerçekleşecek seçimler çok kapsayıcı bir yönetim modeli olması, demokratik bir Suriye'nin varlığı bizim için çok önemli. Bizim güvenliğimiz açısından çok önemli. Yurttaşlık bilincinin öne çıkartıldığı bir ülke yapısı. Herkesin kendini bir ve eşit hissettiği, kimsenin dışlanmış hissetmediği. Tabii haliyle farklı kimliklerin bulunduğu bir coğrafya ve burada akrabalık ilişkilerinde bulunması nedeniyle farklı hassasiyetlerin ortaya çıktığını, gerek söylem bazlı, gerek eylem bazlı buradaki yurttaşlarımızı ciddi şekilde etkileyen süreçler olduğunu görüyoruz. Genel Başkanımız bir yıldan beridir Suriye'de sürekli sabrı tavsiye etmektedir. Sürekli diplomasiyi tavsiye etmektedir. Sürekli oradaki çatışmaların şiddetlenmemesi, bir şekilde anlaşmaların olması, kimsenin burnunun kanamaması için özel çaba sarf edilmesi ve defalarca diyalog, diyalog, diyalog diye altını çizmiştir. Ve biz bunu önemsiyoruz gerçekten. Orada kimsenin bundan sonra artık acı yaşamamasını önemsiyoruz. Çünkü çok büyük acılar yaşandı o coğrafyada. Artık huzur bulmasını istiyoruz. Ülkemizde yürüyen, gerçekleşen bir ideal, bir her türlü çelişkiden, her türlü farklı görüşten, her türlü uğradığımız haksızlığa karşın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bizim de bulunduğumuz Milli Birlik ve Kardeşlik Komisyonu ve nihai olarak Türkiye'de terörün topyekûn sonlanmasına yönelik çalışmada ülkemizde de birçok demokratik adımın atılmasını önemsiyoruz. Bütün bunları biz Ankara'nın yol gösterişinde olması da önemli. Bölge ülkeleri açısından dediğim gibi en çok etkilenen ülkelerin başı olmamız bakımından. Dolayısıyla bir daha oralarda hiçbir şekilde şiddetin yaşanmamasını diliyoruz.

Tabii burada şunu ifade edelim değerli arkadaşlar. Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü olarak partimizin görüşlerini ben burada dile getiriyorum. Yarın da Sayın Genel Başkanımız grup toplantısında halkımıza seslenecek. Yine bu konuda görüşlerimizi dile getirecek. Bu konular hassas işler. Hep söyledik bunu. Hamasetten uzak, içerideki iç birliği pekiştirecek kutuplaştırmadan uzak bir dil kullanmak lazım, özellikle Suriye gibi böyle dışarıyı etkileyen meseleler olduğu zaman. Biz o çizgide o hassasiyetle değerlendirmelerimize devam ediyoruz. Ve şunu söyleyelim yani iktidar çevrelerinin de bu hassasiyette olması lazım. Bakıyorsunuz, burada daha yetkili ağızlar konuşmadan işte sosyal medyada önce troller konuşmaya başlıyor. Oradan başka tartışmalar oluyor. Bunun toplumda yarattığı reaksiyonlar oluyor ve peşine yetkililerin konuşmasını görüyoruz. Dolayısıyla şu dili de teşvik etmek lazım. Çünkü bazen kullanacağınız bir dil söz konusu insanların inancı olduğunda, kimliği olduğunda, yaşamı olduğunda bazen öyle olur ki, bir silahtan, bir tanktan, bir toptan daha yaralayıcı olabilir. Daha uzun süreli yaralar bırakabilir. O nedenle hep altını çizerek ifade ettik. Geçmişten bugüne Suriye'de çok büyük acılar yaşandı. Biran evvel artık bu acıların son bulmasını, orada kapsayıcı bir hükümet ve demokratik bir yapının oluşmasını, burada yaşayan Suriyeli yurttaşlarımızın da onurlu bir şekilde ülkelerine dönmesini arzu ediyoruz. Bu topraklarda öğretici çok dersler vardır. Nedir o dediğimizde herkes gider biz kalırız. Biz bize kalırız. Biz bu ülkenin yurttaşları, Anadolu insanları olarak oradaki akrabalarımızla, sorunlarımızla da biz başa kalırız.

O nedenle gerek Suriye olsun, gerek Irak olsun, gerek bölgemizdeki son günlerde oldukça tartışmalı ve zor süreç geçiren İran olsun, toprak bütünlüğü, huzur içinde yaşaması, Türkiye'nin milli güvenliği açısından da gerçekten önemlidir. Biz meseleye bu açıdan bakıyoruz. Bu hassas dili ve yaklaşımı da özenle herkesin benimsemesi gerektiği düşüncesindeyiz.

EYLEMLERDE, SAHADA, SOKAKTA VE MECLİS’TE ÇALIŞMALARA DEVAM EDECEĞİZ

Değerli arkadaşlar, tabii ülkemizde çok büyük problemler var. Ekonomik problemler var, tarımın problemi var. Su yolları ile ilgili problemler var. Biz burada sürekli bunları sizlerle paylaşacağız ve her bir toplantıda da Cumhuriyet Halk Partisi'nin son dönemde hazırlamış olduğu parti programını referans alarak ülkemize çözüm önerimizi de sunacağız. Çünkü biz şuna canı gönülden inanıyoruz. Bu ülkenin 85 milyon yurttaşı, ülkenin gerek jeopolitik önemi, kıymeti, gerek yetişmiş insan gücü, gerekse sahip olduğu güç ve kudretle çok daha yönetilebilir. Demokratik bir hukuk devleti eşitlikçi bir yaklaşımla, adil bölüşümle, huzur içinde, özgürlüğün yüksek standartlarda olduğu bir Türkiye'de çok daha iyi, çok daha refah seviyesi yüksek bir şekilde yaşayabiliriz. Cumhuriyet Halk Partisi ailesi olarak biz bu ideali gerçekleştirmek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Eylemlerde olacağız, sahada olacağız, sokakta olacağız, Meclis’te olacağız. Bu çalışmalara devam edeceğiz.

Ben bu düşüncelerle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Teşekkürler arkadaşlar. Sağ olun.


Benzer Haberler